Şehirlilerin ikilemi: Doğa Keyfi vs Konfor

Dün bir film izledim. Wanderlust. Yok hayır hayatımı değiştirmedi🙂 ama üzerinde bu aralar çok düşündüğüm bir konuyla ilgiliydi. Hani güldürürken mesaj veren cinsinden🙂

Nasıl bir hayat istiyorum? Nerde ve nasıl yaşamak istiyorum? Ne yapmak aslında ruhuma daha iyi gelir? Ve bildiğimiz batı medeniyeti nereye kadar terk edebilirim? (Hindistan’da burnumu yeterince sürttüm gerçi🙂 )

Birkaç gün önce sevgili arkadaşımın ormanın içinde, minik bir köye komşu, kartal gibi tepeye kondurulmuş muhteşem dağ evinde kaldım.

Ve sanki bana bir sihirli değnek değmiş gibiydi. Sabahları 10’da yataktan gerinerek tembel tembel çıkan ben orda sabahları 7’de yataktan zıplayarak kalkmaya başladım. Daha az uyuyordum ama daha enerjiktim.

Normalde yoganın harika olduğunu düşünen ama sabah ayılması 3 saat süren biri olarak buna yeltenemeyen biriyim. Ordayken yataktan zıplayıp, gülücükler saçarak, göl manzarasına karşı yoga yaptım sabahları.

İştahım açıldı, daha çok yedim ve ne yediğini umursamamanın, bedenimle barış imzalamanın hazzıyla yedim. Daha çok hareket ettim ama bir o kadar çok da uyudum.

Zihnim açıldı, duygularım keskinleşti, sezgisel seslerim netleşti.

Soru sormaya başladım, bilirsiniz, doğaya giden meraklı her şehirlinin sorduğu cinsten “Neden çalışıyoruz?” Neden para kazanmaya çalışıyoruz” yani cep telefonu, kredi kartı ve antidepresandan oluşan bu nevrotik toplum modeli ne akla hizmet?

Dağa yürüyüşe her gittiğimizde karnım dolu dönüyordum. Orda burada vahşi ormanda yetişen böğürtlenler, kayısı, elma, incir ağaçları… Kollarını kocaman açmış doğa cömertçe kendini sunuyordu, benim yapmam gereken tek şey gidip almaktı. Ama biz bu ağaçları kesip bina yapıyor sonra da yemek için çalışıyoruz. Yani bu tabloda bir gariplik yok mu?

 

Daniel Quinn’in İsmail kitabını okuyanlar bilirler. Bilge bir gorilden eleştirisel insanlık tarihi. Kitaptaki bir anekdot hep aklımdaydı.

Batı medeniyetinden biri vahşi adlandırdığımız bir Afrika kabilesine gider. Yerli boş boş oturmaktadır. Batılı “Oturma, Çalış” der. Yerli “Neden ki?” diye sorunca Batılı “Çalış, ek, biç ki yiyecek yemeğin olsun” diyince yerli “E zaten var, çalışmama gerek kalmadan doğa veriyor, ağaçlardan, hayvanlardan zaten uğraşmadan bunlara sahip oluyorum. Neden uğraşayım ki” der.

 

Wanderlust’ta New York’lu bir çift parasız kalınca bir süre bir hippy komününde yaşıyor ve benim doğa etkisi altındayken yaşadığıma benzer güzel deneyimler yaşıyorlar. O tarz komünlerde kalıp, “hippy”lerle takılmış biri olarak filmi izlerken çok güldüm. Abartılı ama bazen bir o kadar gerçek olaylar vardı.

Ve aynı o çift gibi ben de böyle bir komünde hayat boyu yaşayamayacağımı, temiz tuvaleti, Starbucks’ı, oje sürmeyi ya da klimayı özleyeceğimi biliyorum bir süre sonra.

Geçenlerde gazetede Amerika’da bir grup insanın ormanın içinde, elektriği reddederek yaşadığını okudum, kendimi öyle hayal bile edemiyorum. Ama şehrin içinde nefes alamadığımı da hissediyorum. Doğadan bu kadar ayrı kalarak annesinden ayrı kalan çocuklar gibi yalnız ve sevgisiz kalıyoruz, kayboluyoruz, yavaş yavaş ölüyoruz.

Bence nasıl beslenmede doğamıza ve kökenlerimize sadık kalmamız gerekiyorsa yaşam tarzında da böyle olmak lazım. Yani ilk insanlar yarı göçebeydi. Bilirsiniz, bir orda bir burada ama yerleşik hayatta, toprağa yakın. Yani “gezgin ruhlu gezegen aşıkları”.

Hımm, şey, ben ne yapacağıma hala karar veremedim. Ama bence mutluluk konusunda en doğru tespiti abim Gürkan tek cümleyle yapmış olabilir, işte bu kadar basit: “İnsan her zaman elinde olmayanı ister”. Nokta.

This entry was published on 08/25/2012 at 2:28 pm and is filed under hayat. Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

3 thoughts on “Şehirlilerin ikilemi: Doğa Keyfi vs Konfor

  1. en büyük ikilemim. sırf bu sebeple, evimiz çok küçük gelmesine rağmen, bırakıp da başka bir yere taşınamıyoruz. hiç olmazsa küçük de olsa bir bahçemiz var, denize bakarak uyanıyoruz diye.

    ancak her sene, yıllık izinlerimizde, sırt çantalarımız ve çadırımızla 10 gün boyunca ıssız yerlerde kamp yapıyoruz. doğayla başbaşa, bütün ihtiyaçlarımızı doğadan karşılayarak. ve ben dönmek istemiyorum. şehre. çalıştığım plazaya, bankacı kimliğime.

    tatilin sonunda hep, bodrumun bir köyünde yaşayan amcamla dayımı ziyarete gidiyor, birer gün onların evinin bahçesinde yatıyor, öyle dönüyoruz istanbula. ve işte o 2 gün, onların yaşadıkları hayat, ben öyle çok cezbediyor ki. neden diyorum. neden çalışıyorum. ne yapıyorum.

    bilmiyorum ben oje sürmeyi ya da klimayı özler miyim. şu an özlemezmişim gibi geliyor. ancak şu an bodrumda yaşayan dayım, 10 yıldan uzun bir süre, kaz dağlarında, elektriğin bile olmadığı, her şeyini sıfırdan kendinin yaptığı, yediği her şeyi kendi avladığı ve kendi yetiştirdiği bir ortamda yaşadı. dış dünyayla iletişimi neredeyse sıfırdı. telefon bile çekmiyordu. ki zaten elektriği de yoktu🙂 ancak o da, yılın 1 ayı şehre inip, 2 haftayı istanbulda, iki haftayı ise avrupada geçiriyordu. çok belli etmese de biliyorduk, o da o 1 ayı iple çekiyordu. tıpkı bizim yıllık izinlerimizi iple çektiğimiz gibi.

    sanıyorum abin haklı. öyle doyumsuzuz ki. ne yoksa elimizde. o bizim olsun istiyoruz.

    • Aynen. Sanırım birşeye uzun süre maruz kalınca baska bir enerjinin pesine dusuyor insan. Bence gittiğimiz himalayalar da olsa bes yıldızlı otel de olsa bizim merkezimizde olup olmamizla alakalı iyi ya da kötü. Yani kendi icimizde bir bahçe yaratmalı. Ama dışarıdaki her farklı seyin de tadını çıkarmalı ve bunu “hareket edebilme” ozgurluguyle taclandirmaliyiz. İste benim formül. Samimi paylaşımın için cok teşekkür🙂

  2. Pingback: Karadeniz’in güzel insanları, güzel lezzetleri « Gökçe Göklerden Bildiriyor…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: