Himalayalara tırmandım ve ışığı gördüm…

 

Bildiğiniz üzere Himalayaların başlangıç noktasındayız ve her tarafımız dağlarla çevrili. Eğer 5000 metredeki karlı zirvelere tırmanma gibi bir düşünceniz yoksa her heyecanlı insanın tırmanmak istediği bir nokta var. O da 3000 metredeki Triund.

Sevgili yogi arkadaşımız Zoli her gün başımızın etini yedikten sonra sonunda 5 kişilik bir grup olarak güneşli bir günde Triund’a çıkmaya karar verdik. Zoli her geldiğinde buraya 2 saatte çıktığını, her yerde de yorulursak çay evleri olduğunu söyleyince ne kadar zor olabilir ki diye düşünerek maceraya atılalım dedik.

Ben aynı sabah yollara düşmeden önce sıcak battaniyemin altında muhteşem bir rüya görmekteydim. Rüyamda Triund ekibimiz olan Zoli, Nurdan, burada tanıştığımız karı-koca Esra ve Pieter ve ben dağa tırmanmadan önce 5 yıldızlı bir otelin açık büfesinde kahvaltıya gelmişiz. Ama açık büfe öyle büyük ki, masa upuzun, yok yok. Ben tabağıma kızarmış tostlar, rokalar, pirinç topları ve çikolata dolduruyorum. Hatta en son Nurdan’la cappuccino sırasındaydık saat 7.30’da alarm çaldı ve ben uyandım. Halbuki sıra bana gelmişti…

Veee başladık tırmanmaya, ben tüm saflığımla düz bir yolda mesire yerinde dolaşır edasıyla laflayarak yürüyeceğiz sanıyordum. Ama kendimi küçük kaya parçalarına 50 derecelik bir açıyla tırmanırken bulduğumda bir şeylerin ters gittiğini fark etmiştim. Zoli ceylan edasıyla kayaların üzerinden sekerken nefes nefese olan bize acıyan gözlerle bakmaktaydı. Sonradan İstiklal caddesi gibi olduğunu sandığım çay evlerinin her 2 saatte bir olduğunu öğrendiğimde moralim daha da bozuldu. 2 saatin sonunda 2500 metrede bir çay evine vardığımızda bacaklarım titriyor, üşüyor ve Zoli’yi aşağıya atarsam nasıl kaza süsü verebilirim diye düşünüyordum.

Ama ne tırmanış, millet demek Himalaylarda böyle aydınlanıyor… Çünkü acı içinde grubun içinde kalmaya çalışarak tırmanırken hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti ve kendimle ilgili önemli bir farkındalık yaşadım. Sadece kendim değil, herkesle ilgili.

Hedefler koyuyoruz hayatta mesela 3000 metreye tırmanacağım, müdür olacağım, anne olacağım, üniversiteyi kazanacağım vs vs. Ve hedefe o kadar odaklı yaşıyoruz ki aslında önemli olan yürüdüğümüz yolda eğlenmek, o yolculuğu keyifle yapmak olduğunu unutuyoruz.

Asıl ve en önemli soru: Şuan keyif alıyor muyum? Hayır! Yorgunum aslında, kendi vücudumu ve kendi ritmimi dinlemiyorum çünkü. Tırmanmaktan çiçeklere, kuşlara bakamıyorum çünkü. Etrafımda uçan binlerce kelebeği izleyemiyorum çünkü. Öyleyse ne önemi var sonunda 3000 metreye tırmanmanın?

Ve Nurdan’la 2500 metrede kalmaya karar verdik, arkadaşlarımızı yolcu ettik, çay evinde noodlelarımızı yedik, hatta uyuduk bile.

Hayatla ilgili hayaller kurduk, dedikodu yaptık. İyice dinlenip keyiflendikten sonra aşağıya inmeye başladık. Ama kendi hızımızda, başkalarının hızını umursamadan, baka baka, dinlene dinlene.

Napalım? Biz bu kadarız. 2500 metrelik insanlarız. Yavaşız, keyif düşkünüyüz, hedef odaklı değiliz. Ultra-süper fit değiliz. Gülmek başarmaktan daha çekici bizim için. Tevekkül içinde kabullendik:)))))))

Dün Himalayalara tırmandım ve nerdeyse ışığı görüyordum:) Sonsuz bir ışık hem de…

This entry was published on 04/14/2012 at 11:52 am and is filed under hindistan. Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: