Guru mu? Teşekkürler ben almayayım…

Ben daha önce hiç bir gurunun huzurunda bulunmadım. Yani spritüel lider, öğretmen, biz normal insanlara göre çok daha aydınlanmış şahıs. Rishikesh’te tanıştığımız insanlar Brezilyalı olan Prem Baba’nın çok sevilen sayılan biri olduğunu, harika şeyler anlattığını söyleyince Sevgi (Prem) Baba’nın Hindu ashramına gidip “benim bir gurum var” dünyasına katılmaya karar verdik.

Şalvarlar, üstümüzü örten şallarla seksi kısımlarımızı gizledikten sonra Prem Baba’nın huzuruna çıktık. İçerde 100 kadar kişi vardı. Herkes yerde oturmuş büyük bir ciddiyetle yüksekte bir tahtta oturan orta yaşlı adama bakmaktaydı. Prem baba olduğunu tahmin ettiğim adam göğsüne kadar inen gri sakalları, uzun kıvırcık saçları olan hafifi göbekli biriydi. Üstünde bir tunik ve çiçek kolye vardı. Veee put gibi, kalabalığı görmezden gelerek yere bakmaktaydı. Henüz konuşma sırası onda değildi, ama ilk görüşte o özel enerjiyi hissedemedim. Gurunun sözleri belki beni etkiler diye beklemeye karar verdim.


 

Bu arada onun yanında oturan Hintli bir guru Hint aksanlı İngilizcesiyle kalabalığa bir şeyler anlatmaktaydı. 1 saatlik konuşmasından işte anladığım kısımlar:

Giysileriniz, vücudunuz temiz olmalı

24 bin kere bu özel mantrayı söylemelisiniz

Bu sene Hindistan’da 10 kat fazla mango var

Bu arada her yaş gurubundan batılılardan oluşan dinleyici grubu bence Prem Baba’dan daha ilginçti. Saçı kazınmış kadınlar, sakalı saçı göğsüne inen adamlar, botokslu sarışın bomba, pejmurda gençler…

Hintli adam bitirince salonu bir sessizlik kapladı. Bu arada Prem Baba cep telefonuyla oynamaya başladı. Ve sessizce salonu terk etti. Kasetten çok sevimli, güzel Portekizce şarkılar çalmaya başladı. Yarım saat sonra herkesin gözler kapalı, meditasyon halinde başka alemlere uçmuşlardı.

Uzun bir aradan sonra Prem baba sonunda teşrif etti ve tahtına tekrar yerleşti. Yine put gibi ifadesi gözlerini yere dikti ve kalabalığı görmezden geldi, cep telefonuyla oynadı.

15 dakika sonra ilk sözlerini söyledi “Gereksiz konuşmayın, kullandığınız kelimelere dikkat edin”. Sustu. Gerçekten Mesut Yılmaz daha hızlı ve duygulu konuşuyor. 5 dk sonra “söylemek istediğinizden emin olana kadar konuşmayın” dedi. Yine sustu. 5dk sonra “bunu 2 gün uygulayın” dedi ve konuşması bitirdi. Benim şansa bak, ilk defa guru dinlemeye geldim, onun da sessiz olası gelmiş.

O tahta beni oturtsanız daha enerjik bir iletişim kurardım herhalde. Ben de farklı bir şeyler, sevgi, coşku hissedeceğim gibi hayaller kurmuştum. Büyük hayal kırıklığı…

Bir grup gitarlı kadın ve erkek dini Hindu şarkıları söylemeye başladı, bütün dinleyiciler bir esrime halinde, gözleri kapalı, kah dans ederek şarkılara eşlik etti.

Bir grup mürit çiçekler, yiyeceklerle huzuruna geldiler, ona hediyelerini sunup ayaklarına kapandıktan sonra Prem baba başlarına dokunarak onları kutsadı.

Bu işler hakikaten bana göre değil. İlk guru deneyimim tam bir fiyaskoydu. Zoli, ben ve Marie bu adamın içindeki sevgi ve ilhamı görmeyi başaramadık.

 

Ama işkence burada bitmedi. Ashramda topluca öğle yemeği verileceğini duyduk, hepimiz açtık. Birkaç kişi yemeğin güzel olduğunu söyledi, denemeye karar verdik.

Yerin altında karanlık mobilyasız bir depoya geldik. Gördüğüm en klostrofobik yerlerden biriydi. Zindan böyle olmalı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bir grup batılı ve Hintli çıplak zemine oturmuş, yerdeki tabaklarından ağızlarına yemek tıkıştırıyordu. Ayaklarım taş kesildi, burada yemek istemiyordum. Ama arkadaşlarım çoktan tabaklarını almıştı, ben de imajı çizdirmemek için bir tabak aldım. Herkes halk insanıyken burjuva kızı olmak istemedim.

Yere çömeldim. Toplama kampındayım ve Naziler tabağıma yemek koyuyor. Hintli adamlar ellerinde yemek kovası ve kepçelerle kah yere kah tabağıma şap şap yemek döktü. Çatal, bıçak filan yok tabi. O pilav ve mercimek çorbasını yutmak için kendimi epey zorladım. İşkence bittiğinde tabağımı yıkamak için bulaşıkhaneye gittim. Temiz tabak bölümünde Hintli bir adam bekliyor ve tabaklarınız güzel yıkanmış mı diye kontrol ediyor. Ve beni tabağım birkaç köpük yüzünden sınavı geçemedi. Adam “iyi olmamış, yine yıka” diyerek beni geri gönderdi. 5 yaşındayım ve anaokulu yemekhanesindeydim. Başım önümde tabağımı tekrar yıkıyorum. Bu sefer adam dakikalarca tabağımı evirdi çevirdi ve hata bulmayınca gitmeme izin verdi.

Herhalde o yemekhaneden kahkahalar atarak çıkan tek kişi benim. Her şey komedi filmi gibiydi. Sonradan o yemeğin dilenciler için olduğunu öğrendik.

Sonunda hepimizin Batılı egosu o kadar yara almıştı ki Rishikesh’in en ünlü pastanesine gidip kek/kahve yapmaya karar verdik:) Hikayem mutlu sonla bitti. Ve “Guru” fikrine olan şüpheci yaklaşımım da kendini doğrulamış oldu.

 

 

 

This entry was published on 04/02/2012 at 5:23 am and is filed under hindistan. Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: