Hindistan’da nirvanaya ulaşmak

İnsanların neden Hindistan’a gittikten sonra kitap yazdığını anladım. İnsanların neden Hindistan’da aydınlandığını da anladım. Hatta belki de ermiş bile olabilirim. Nasıl mı erdim? 45 saat bir trende Hintliler ve arsız böceklerle seyahat ederseniz siz de aydınlanırsanız. Gerçekten…

Hintliler, Hindistan ve biz yabancıların bu ülkeyle girdiği sado-mazo ilişki üzerine bir külliyat yazabilirim. Hindistan bir kaos ülkesi, karmaşa ve sefaletin alışageldiğiniz tüm insanı kuralları hiçe saydığı, şahsına münhasır bir ülke. Ve sizi değişmeye davet etmenin ötesinde sizi değişmeye zorlayan bir ülke.

Buraya ilk geldiğimde bundan 3 ay önce, olduğum halimle olmaya devam edersem bu ülkede yaşayamayacağımı anlamıştım. Kendimi, beni tanımlayan tüm sosyal ve ahlaki kuralları, yargılamaları silip atmam gerekiyordu. Konuyu netleştirmek için size Hindistan’da hayat nasıldan bahsetmek istiyorum.

Hindistan’da hayat çok ama çok zor, biz yabancılara da zor ama asıl yerli halk sürekli bir itilme, kakılma ve hayatta kalma çabasında. Bizimle yolcucuk eden Fransız arkadaşımız Marie 7 sene Afrika’nın Chad ülkesinde yaşamış, dünyanın en fakir ülkelerinden biri ve Hindistan’da durumun daha vahim olduğunu söylüyor. Çünkü burada tek sorun fakirlik değil, güçlü sosyal normlar, her türlü eşitsizlik ve her yerden fışkıran insan fazlalığı. Size akademik bir çalışma sunmayacağım elbet ama kendi deneyimlerimi anlatmam gerek.

Sokağa çıktığınız anda eğer kadınsanız bilin ki tüm erkekler, çarşaflı bile olsanız beyaz olduğunuz için size bakacak. 24 saat, utanmadan, gözlerini ayırmadan. Trende 45 saat boyunca sürekli gözlemlendik, demek ki deney maymunları böyle hissediyormuş. Daha önce hiç kadın görmemiş gibi bakıyorlar, bir keresinde üstümü değiştirirken omzum gözüktü, yan koltuktaki 5 adam konuşmayı kesip bana kilitlendi, belki daha fazlası da gözükür umuduyla. Türkiye’den de tanıdık olduğumuz bastırılmış güçlü bir cinsel enerji var.

Her durakta spesifik dilenci tipleri trene doluşup ve ayaklarınıza, üstünüze yapışıp sizden para ister. Yerleri süpüren çocuk, uzuvları eksik adamlar, çok çirkin yaşlı kadınlar ve yaşlı adamlar. Bu tacizlere her durakta doluşan satıcılar karışır. Gece gündüz bağıra bağıra sizin koltuğunuza yanaşır ve hayır deseniz bile satma umuduyla size bakmaya devam ederler. Hindistan’da yabancıysanız yürüyen bir bankasınız. Sizden para koparmak için her türlü hile, yalan, taciz mubah.

Ve gece gündüz boğazını temizleyen, öğüren, tüküren, cep telefonuyla konuşan adamlarla dolu bir tren ve ülke. Kişisel alana saygı yok. Çünkü bu ülkede fakirlere öyle bir alan yok. Bir keresinde koltukta oturuyorum, 3 adam gelip boş başka yerler olduğu halde nerdeyse üstüme oturdu, sormadan, kollarımız ve bacaklarımız bitişik. Bu o kadar normal ki onlar için. Hayat burada çok zor, ilgi, alaka, saygı, kibarlık bunlara zamanları ve halleri yok.

Beni en çok üzen kadınların durumu. Hint erkekleri ne kadar kaba sabaysa, Hint kadınları da o kadar zarif. Sürekli itilip kakılmaları, aşağı sınıf muamelesi görüp bir de toplumun ve kocalarını yükünü üstlenmeleri gerçekten büyük haksızlık. Hindistan’da evlenmek isteyen kadın kocasına para vermeli. Yani evlenecekseniz hem kültürlü, hem ev işinden anlayan, hem güzel, hem genç hem zengin hem de ahlaki sicili temiz bir kadın (anne, babanız ölmüşse mesela koca bulmanız zor) olmanız gerekiyor, erkeklerinse erkek olmaları yeterli. Hoş bütün bunlar biz Türklere tanıdık… Gecenin bir yarası adamın biri pat pat ayağıma vurarak, hayvan otlatırmış havasında uyandırdı beni. Sonra baktım aynı adam karsını da öyle uyandırıyor.

Hindistan’da bir kadın ve yabancı olarak gülümseme lüksünüz yok. Çünkü gülümserseniz daha da üstünüze abanırlar. Tacizcilere kötü muamele yapmanız gerekiyor. Bağırmanız ya da görmemezlikten gelmeniz lazım.

Tüm bunlar bana ters, bildiğim her şeye ters ama bu ülke nasıl oluyorsa hayatta, nefes alıyor hem de ayurveda, yoga gibi şahane değerli miraslarıyla.

Gelelim benim aydınlanmama. 3 ay önce aynı yolculuğu yaptığımda her şeyden nefret etmiştim, Zoli’ye bir daha asla dedim. Ama bu yolculukta bana bir şeyler oldu. Alnıma dokunup kaçan Hintli gençler, çantamdan çıkan böcekler, gözünü dikip bakan adamlar bana komik gelmeye başladı. Sanki büyümüş, olgunlaşmış, böyle üzerime bir serinlik gelmiş gibi. Daha cool bir kız oldum sanki. Ve dünya tüm sefilliğiyle yine de güzel gelmeye başladı gözüme. İşte burada ya ben mazoşist eğilimler gösteriyorum ya da gerçekten sonunda kabul ettim. Eski kişiliğim ve bağlı olduğum kurallar, doğru olduğuna emin olduğum inançlar sanki beni bağlayan iplerle arkamda kaldı ve ben yeni ve taze biri olarak yeniden doğdum. Trenden indik ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda bir kaplandım. Ve kılık değiştirerek bir jaguara dönüştüm. Herkes benim öldüğümü sanıyordu ama ben yeni biri olmuştum. Ve kuş kadar hafif.

Ölmeden önce görülecek ülkeler listeme kesinlikle Hindistan’ı da ekliyorum. Ama en az 3 ay kalmanız gerekiyor. Söz mü?

Bu ülke (Hintlilerin deyimiyle “Anne”) benim beceremediğimi binlerce yıl becermiş, kollarını kocaman açmış, her şeyi ve herkesi kabul etmeye hazır. Hindistan sırlarını ancak kabul edebilenlere sunan bir ülke:)

 

 

This entry was published on 03/29/2012 at 2:19 pm and is filed under hindistan. Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: