Oolong çayı ve San Bao

Dün Oolong çayı ve San Bao’yla tanıştık ve kişi başı yaklaşık 25 fincan içerek kafa olduk. Nasıl mı? Anlatayım:)

San Bao aslında Alman. Yıllarca önce Daniel Reed’le tanışarak (okuyanlar bilir, The LifeCo’nun Detoks kitabının yazarı), karısından Oolong çayı sanatını öğrenmiş. Ve 10 yıldır bu sanatı bilmeyenlerle paylaşıyor.

3 saat süren bu seremonide Çin, Tayland, Tayvan gibi değişik yörelerden gelmiş farklı kalitedeki Oolong çaylarını minik kaplarda tadıyorsunuz.

Bu bizim siyah çaydan farklı olarak yarı-fermente bir çay. Bu yüzden tanin miktarı az, antioksidan seviyesi yüksek. Binlerce yıldır Çin’de insanlar hergün fincan fincan oolong içiyor ve sağlıklarını koruyor. Öyle çok sevilen bir çay türü ki bu çayı sunmak ve içmek bir sanat haline gelmiş.

Dünyanın dört bir tarafından gelen izleyicilerin oluşturduğu grubumuzda, San Bao içtiğimiz çayın özelliğini anlatıp değişik demliklerde demledikten sonra çayı önce uzun ince bir fincana koyuyor. Bu koklama fincanı. Siz buradan asıl içme fincanına döküyor, boş fincanı koklayarak aromasını alıyorsunuz.

Nurdan tadını balığa benzetti. Ben de patlamış, kavrulmuş pirince. Gerçi saatler ilerledikçe tada alışıp sevmeye başladık. Ama nerde bizim siyah Türk çayımız demeden edemedik.

Bir süre sonra Nurdan da ben de kafa olduk diyebilirim. Yani gözler açıldı, zihin açıldı, enerji yükseldi. Başkaları da bizim gibi hissedince San Bao çayın içindeki az kafeinin kahvedeki kafeinden farklı olarak kalbi etkilemeden direkt sinir sistemine karıştığını bu yüzden oolong’un vücutta stres yaratmadan canlandırdığını anlattı.

Ayrıca çayı kafeinden arındırmanın doğal bir yolunu öğrendik: Eskiden büyüklerimizin yaptığı (ben de hala yaparım) çayı sıcak suyla önce bir yıkamak ve o suyu dökmek, sonra demlemek aslında çayın kafeinini de belli oranda alan sağlıklı bir hareketmiş.

Oolong Türkiye’de de var, bazı büyük aktarlarda, sağlık ürünleri satan dükkanlarda. San Bao ve çayla ilgili daha fazla bilgi için http://www.lotus-awakening.com/

This entry was published on 12/25/2011 at 3:55 pm and is filed under Sağlık. Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: